English
Sağlık Köşesi
Onu Bırakın, Hayatınız Değişsin!
15 Şubat, 2012

Onu Bırakın, Hayatınız Değişsin!

9 Şubat Dünya Sigarayı Boykot Günü’ydü. Bu günde dünyanın birçok sağlık profesyoneli sigara bağımlılığının yol açtığı sorunlar konusunda yazılar yazdı, konuşmalar yaptı.

Zira son yıllarda sigara* içimi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde önemli sağlık sorunlarından biri haline geldi. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sigara içimini ‘önlenebilir hastalık, sakatlık ve ölümlerin temel nedenlerinden biri’ olarak kabul etti.

Dünyadaki en yaygın bağımlılık türü sigara bağımlılığıdır ve en önlenebilir ölüm sebebidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre günümüzde sigara içen 1,3 milyar kişinin %84’ü ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde olduğu saptanmıştır. Her yıl 5 milyon kişinin sigara yüzünden ölmesi ve sigaranın pek çok zarara yol açması nedenleriyle Dünya Sağlık Örgütü dünyadaki en büyük sağlık sorununun sigara olduğunu ilan etmiştir. 2000 yılında, yaklaşık 4,8 milyon insanın sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle öldüğü tahmin edilmektedir. Dünyada sigara içme sıklığı değişmezse 2020 yılında bu sayının 8,4 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. DSÖ verilerine göre dünyada 4,9 milyon ölüm sigaraya bağlıdır ve bu rakamın 2030’da 10 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Günümüzde tütünün egemen tüketim biçimi sigaradır. 1960-1985 yıllarını kapsayan bir araştırmaya göre, dünyada sigara tüketimi her yıl %2,1 oranında artmaktadır. Sigara dünyada en yaygın, önlenebilir mortalite nedeni olmasına karşın, her sekiz saniyede bir kişi sigaranın neden olduğu bir hastalıktan dolayı yaşamını yitirmeye devam etmektedir. Tüm alışkanlıklar içinde belki de en tehlikelisi olduğu bilinmesine rağmen özellikle gelişmekte olan ülkelerde sigara kullanımı giderek artmaktadır. Türkiye kişi başına sigara tüketimi yönünden Avrupa ülkeleri arasında Yunanistan'dan sonra ikinci sırada, dünya tütün üretiminde ise beşinci sırada yer almaktadır.

Genç erişkinler bağımlılık oluşturan sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı açısından en riskli grubu oluşturmaktadır. Aile bireyleri ve yakın arkadaş çevresi bu dönemde belirleyici olabilmektedir. Aile içinde bu tür maddelerin kullanılmasının, kendilerini örnek alan gençlerin bu maddelere yönelimlerini arttırdığı bildirilmektedir. Rigotti ve arkadaşları Amerika Birleşik Devletleri’nde 18-24 yaş arası gençlerde sigara içme alışkanlığının dramatik şekilde arttığını bildirmişti.

Günümüzde bilimsel çevrelerce sigaranın insan sağlığını bozan en önemli nedenlerden biri olduğu konusunda bir fikir birliği oluşmuştur. Artık insanlar, toplumlar ve devletler ‘zararlı mı? değil mi?’ sorusunu tartışmamakta, zararlı olduğunun kabulünden hareketle, ‘Sigara alışkanlığı nasıl engellenir?’, ‘Çocuklar ve gençleri nasıl koruruz?’, ‘Sigara içmeyenleri nasıl koruruz?’, ‘Çalışma ortamlarında sigara kullanımını nasıl azaltırız?’, ‘Sigara nasıl bıraktırılır?’ v.b. soruları tartışmakta ve cevaplar aramaktadırlar.
Sigara kullanımı bütün toplumlarda yaygın bir bağımlılık olup, gelişmiş ülkelerde kullanım azalırken, gelişmekte olan ülkelerde artmaktadır. Ülkemizde de yaş, cinsiyet ve meslek grupları ayırt etmeksizin her geçen gün sigara bağımlılarının sayıları çoğalmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre tüm dünyada sigara kullanımı erkeklerde %47, kadınlarda %12 iken, ülkemizde bu oran erkeklerde %58, kadınlarda %13'dü. Araştırmaların çoğu sigara kullanım yaygınlığının erkeklerde bayanlara oranla daha fazla olduğunu göstermektedir. Ancak son yıllarda bayanlarda da sigara kullanım yaygınlığının arttığı bilinmektedir. Ülkemizde 1997-1998 yıllarında yapılan bir çalışmada sigara içimindeki son durum ile geçen 8 yıl içindeki değişimler araştırılmıştır. Sigara içiminde erkeklerde %7,1' lik bir azalma gözlenirken, bayanlarda %38'lik bir artışın olduğu tespit edilmiştir.
Ülkemizde her yıl yaklaşık 100.000 insanımız sigara (tütün ve tütün ürünleri kullanımı) kullanımına bağlı olarak oluşan sağlık sorunları nedeni ile yaşamlarını yitirmektedirler.  Sigara kullanımı sadece yaşamı sonlandıran hastalıklara sebep olmamaktadır. İnsan sağlığına olan olumsuz etkileri ile insan yaşamındaki kaliteyi ve insanların sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürme olasılığını da azaltmaktadır.

Türkiye’de yaklaşık 17 milyon kişi sigara içmektedir. 18 yaş üstü 3 kişiden 1’i sigara içmektedir. Son 20 yılda sigara tüketimi ise  %80 artmıştır.  13-15 yaş arası gençler arasında da sigara bağımlılığı hızla artmaktadır.  Bütün bunları birlikte düşündüğümüz de, ülkemiz,  hızla yaygınlaşan ve tam bir toplum sağlığı sorunu haline gelen ve her geçen gün yarattığı sağlık sorunları nedeni ile oluşturduğu maliyetleri de artmakta olan bir sorunla baş etmeye çalışmaktadır.

DSÖ’nün de açıkladığı üzere, sigara içimi dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından birini oluşturmaktadır. Düzenli bir şekilde sigara içmeye başlayıp, içmeyi sürdürenlerin yarısı sigara nedeniyle yaşamlarını kaybetmektedir. İnsanların sağlığına ve yaşamlarına süre ve kalite olarak zarar veren en önemli etkenlerden biri olan sigaranın, insanların çalışma hayatına ve verimliliğine zarar vermemesi de mümkün değildir. Sigara içiciliğinin her geçen gün artarak devam etmesi toplum sağlığı üzerinde de önemli bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır.

Birçok çalışmada da gösterildiği üzere sigara alışkanlığı, toplum sağlığını olumsuz etkilemekte ve maliyetleri de tüm toplum tarafından karşılanmaktadır. Günde ortalama bir paket sigara içen birinin yıllık sigara masrafı hiç de küçümsenmeyecek düzeydedir. Tütünün insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle Türkiye'de halen yılda 2.72 milyar dolar ekonomik kayıp olmaktadır ve her yıl yaklaşık 100 bin kişi sigara nedeniyle erken ölmektedir. Bu sayı ülkemizdeki bir yılda ölen anne, bebek ve çocuk sayısının yaklaşık iki katıdır. Halen dünya genelinde dakikada 8 kişi, yılda 5 milyon kişi sigara nedeniyle ölmektedir.

Gelişmiş ülkelerde tütün tüketimi hızla düşerken gelişmekte olan ülkelerde son 20 yılda %80 oranında artmıştır. Bunun da en büyük nedeni uluslararası tütün şirketlerinin gelişmekte olan ülkelerdeki pazar oluşturma stratejileridir. Dünyada sigaraya başlama yaşının ortalama 11 olduğu düşünülürse gençlerin sigara konusunda eğitilmesi gerekir. Çeşitli maddelere başlama yaşının genellikle gençlik yılları içinde yer alması, bu sorunun aynı zamanda bir gençlik çağı sorunu olarak ele alınmasını da gerektirmektedir. Ne yazık ki genç yaşlarda sigaraya başlayanların çoğu sağlık açısından aldıkları risklerin bilincinde değildir. Dolayısıyla bu dönemdeki çocuklar ve gençler özellikle korunmalıdır.

Araştırmaların çoğu sigara kullanım yaygınlığının erkeklerde bayanlara oranla daha fazla olduğunu göstermektedir. Ancak son yıllarda bayanlarda da sigara kullanım yaygınlığının arttığı bilinmektedir. Ülkemizde 1997-1998 yıllarında yapılan bir çalışmada sigara içimindeki son durum ile geçen 8 yıl içindeki değişimler araştırılmıştır. Yukarıda da bahsedildiği üzere sigara içiminde erkeklerde %7,1' lik bir azalma gözlenirken, bayanlarda %38'lik bir artışın olduğu tespit edilmiştir.

Sigaranın zararları yıllardır bilinmesine rağmen sigara kullanımının artarak devam etmesi toplum sağlığını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Sigara kullanımını önlemeye yönelik alınan önlemler tütün kontrolü başlığı altında toplanmaktadır. Tütün kontrolü bir nüfusun tütün kullanımını ve tütün dumanına maruziyetini ortadan kaldırarak ve ya azaltarak sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan bir takım arz, talep ve zarar azaltma stratejileridir.

Bu anlamda ülkemizde de bazı çalışmalar yapılmış ve hukuksal bazı kararlar alınmış ve uygulamaya konulmuştur. 19 Temmuz 2009 tarihi itibarı ile ülkemizde kapalı mekanlarda sigara içmenin “5727 Sayılı Tütün ve Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile yasaklanmıştır.
Sigara alışkanlığı olan kişiler, tütünün insan vücuduna olan direkt ve indirekt etkileri nedeni ile daha sık hastalanmakta, hastalıklarını da sigara içmeyenlere göre daha şiddetli geçirmektedirler.  Sigara içicilerinin hastalıklarının, tedavi maliyetleri arttığı gibi iyileşme süreleri uzamakta, hastanede yatış oranları, ve yatış süreleri artmakta,  işe geri dönüş süreleri artmaktadır. Bu durum genel yaşam kalitesinin düzeyini düşürdüğü gibi iş yaşamında ciddi kesintilere de neden olmakta ve iş sürekliliğini etkilemektedir.
Sigara içiciliği sadece içen kişilere zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda etrafta bulunan bireylere ve çevreye de pek çok zarar verir. Eşi, sigara içen kadınlarda kanser riskinin arttığı ve tüm akciğer kanserlerinin %20-30'unun çevresel sigara dumanından kaynaklandığı iddia edilmektedir. Aşırı sigara dumanına maruz kalan kişilerin kalp damar hastalığına yakalanma riskleri %30-50 oranında artmaktadır. Sigara içmeyen kişilerin başkalarının içtiği sigara dumanını solumaları pasif sigara içiciliği veya çevresel sigara dumanı maruziyeti olarak adlandırılır. Pasif içicilerin aldığı yan duman da sigara içenler tarafından doğrudan içe çekilen dumanda tanımlanan tüm karsinojenleri içermekte ve sigara filtresinden geçmediği için de, ana dumandaki karsinojen ağırlığının 100 katı kadarını bulundurmaktadır. Sigara içimi yalnız içene değil, aynı ortamda bulunanlara da zarar vermesi ve bu durumdan en çok çocukların etkilenmesi bakımından önemli bir halk sağlığı sorunudur. Pasif sigara içiciliği oldukça yaygın olup, çocuklarda respiratuvar semptomların önemli ve önlenebilir bir risk faktörüdür. Çevresel sigara dumanı sağlığı tehdit edici çok önemli bir faktör olması yanında, en iyi bilinen karsinojenik maddedir. Ayrıca pek çok sistemi ilgilendiren önemli hastalıklara yol açabilir. Çevresel sigara dumanına maruziyetten en çok etkilen gruplardan biri çocuklardır. Çocukların çevresel sigara dumanına maruz kalmasının akciğerin gelişimini negatif etkilediği, solunum sistemi infeksiyonları, orta kulak infeksiyonları ve çocukluk çağı astımı gibi hastalıkların görülme oranını arttırdığı, duman ile temasın artması ile bu problemlerin şiddetinin de arttığı gösterilmiştir.

Ülkemizde yapılan çalışmalar çocukların büyük çoğunluğunun evinde en az bir kişinin sigara içicisi olduğunu ve çocukların yüksek oranda (yaklaşık %75) çevresel sigara dumanına maruz kaldıklarını göstermektedir.

Toplumda sigara tüketiminin artması gebelikle ilgili risklerin artmasında da etkin bir rol oynar, çünkü sigaranın gebelik sürecindeki istenmeyen etkileri yalnızca gebenin içtiği sigarayla sınırlı kalmaz, ortamdaki sigara dumanından da kaynaklanabilir. Gebelikte sigara içimi, gebelik ile ilişkili mortalite ve morbidite için önlenebilir önemli bir risk faktörüdür. Gebelikte sigara içilmesi veya ortamdaki sigara dumanının solunması, fertiliteyi, fetüsün gelişmesini, gebeliğin her safhasını, doğumu, bebek sağlığını ve gelişimini etkileyebilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi’ne göre, Birleşik Devletlerdeki bütün gebe kadınların sigarayı bırakması durumunda ölü doğumlarda %11 ve yenidoğan ölümlerinde %5 azalma olacağı tahmin edilmektedir.
Kapalı alanlarda sigara içiminin yasaklayan kanunun yürürlüğe girmesinden sonra sigara kullanım oranlarında bir düşme olduğu bazı çalışmalarla gösterilmiştir. Bu süreçte insanların sigara bırakma isteklerinin de oluştuğu ve bu konuda çeşitli yöntem arayışları içinde oldukları da bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Nitekim buna yönelik birden çok yöntem ve bu yöntemleri uygulayarak sigara bıraktırdıklarını söyleyen kişi ve kurumlar ortaya çıkmış ve hatta bu yeni bir iş alanı haline gelmiştir. Bu alanda, doğru ve kişiye özgü olmayan yöntemlerle yapılan sigara bırakma denemelerinde başarısızlıklar ortaya çıkmakta, bu durum da sigara bırakmak isteyenleri olumsuz olarak etkilemekte ve sanki sigarayı hiç bırakamayacakmış gibi bir duyguyu yaşamasına neden olmaktadır. 

Oysa sigara içme davranışı fizyolojik ve psikolojik boyutları olan bir bağımlılıktır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından sigara kullanımı, günümüzde bir biyososyo-psikolojik zehirlenme hali olarak tarif edilmekte, sigara alışkanlığı, bireylerin birbirlerini etkilemesiyle bir sosyal zehirlenme ve ortaya çıkardığı tolerans hali, fizik ve psikolojik bağımlılık yapma özelliğiyle de aynı zamanda bir psikolojik zehirlenme durumudur diye tariflenmektedir.

Burada önemli olan sigara alışkanlığının bir madde bağımlılığı (Nikotin) olduğu ve kişinin bağımlılığına bağlı olarak bırakma yönteminin  belirlenmesi ve bir hekim ile birlikte bu sürecin yürütülmesinin sağlanması ve gerekli çalışmaların yapılmasıdır. Bu bağımlılıktan kurtulabilmek sadece irade ile sağlanamayabilir. Birçok insan bırakmayı başarana kadar 5-7 bırakma denemesi gerçekleştirmektedir. 6-12 ay sonra, yardım almadan sigara bırakanlardan sadece %3-5’i sigaradan uzak kalabilmektedir. Tüm bağımlılıklar da olduğu gibi sigara bağımlılığından kurtulmada da bilimsel yöntem ve destekler içeren süreçler kullanılmalıdır. Yapılan çalışmalarda gerektiği durumlarda destek programlarının ve medikal uygulamaların birlikte kullanımının sigara bırakmada daha iyi sonuç verdiği görülmektedir.

Kısa sürede bağımlılık yapabilen sigara; kullanan kişiye ekonomik bir yük getirmekte, içindeki maddelerle organizmayı olumsuz yönde etkilemekte ve sağlığa zarar vermektedir. Sigara kullanma bağımlılığı gün geçtikçe yayılmaktadır. Bu yayılım gençler arasında daha hızlıdır ve gelişmekte olan ülkelerde daha yaygındır. Türkiye’de 1984-2000 döneminde sigara tüketimi %89 oranında artmıştır. Düşük ve orta gelirli ülkelerde sigara içenlerin sayısı daha fazla olup, genel tahminlere göre her gün yaklaşık olarak 82.000 ile 99.000 genç sigaraya başlamaktadır.

Burt ve Peterson’un (1998) yapmış oldukları çalışmada, 30-39 yaşları arasındaki sigara içicilerinin %71’inin sigaraya 18 yaş veya altında başladığı gösterilmiştir. Bu nedenle gençlerin sigaraya başlamasını önlemenin ya da bu yaşlarda bırakmasını sağlamanın toplumdaki sigara ile mücadelenin en etkili yolu olduğuna inanılmaktadır.
Bir kişinin görünürdeki fiziksel ve zihinsel sağlıklı olma durumu, yaşamın "iyi" olması, kişinin mutluluğu ve başkalarına bağımlı olmadan işlerini yaparak yaşamın keyfini çıkarması anlamına gelen yaşam kalitesinin, sigara içme durumundan etkilenebileceği düşünülmektedir.

*Yazıda sigara söylemi, sigara, sigarillo, puro, pipo, enfiye, nargile v.b. tütün ve tütün ürünlerini kapsamaktadır.

Sağlık Köşesi

Asıl adı naftakinondur. Doğada K-l ve K-2 olarak iki şekilde bulunur. K-l vitamini bitkilerde olan, iki form halinde, filokinon ve fitomenadion olarak adlandırılan cinsidir. K-2 ise barsaklardaki bakt...

Antioksidan (oksitlenmeyi önleyici) etki gösteren bir grup tokoferol denilen maddelere kısaca E vitamini denmektedir. Tanımlanmış 7 ayrı formu olmasına karşın genellikle üzerinde durulan alfa tokofero...

Şeker hastalığı iyi kontrol edilmez ise hayati organlara kalıcı zararlar verebilir....

Kalsiyum ve fosfor metabolizmasını düzenleyen faktörlerden birisidir. Etkisini paratiroid hormonu ve tiroid bezinden salgılanan tirokalsitonin maddesi ile gösterir. Doğada bulunan birçok sterol d...

Uyku, yaşamımızın üçte birini geçirdiğimiz, vücuttaki tüm organların uyanıklıktan tamamen farklı çalıştığı, yaşamın devamı için mutlaka gerekli olan farklı bir bilinç durumudur.2000 y...

İlk bulunan vitamindir. Bu nedenle alfabenin ilk harfi ile anılmıştır.Besinlerle pro-vitamin olarak beta karoten halinde alınır. Vücutta ince barsaklarda aktif hali olan retinol olarak emilir. Gö...

Dengeli kilo vermek için yemek ve yaşam alışkanlıklarında değişiklik önemlidir; dengeli beslenmeli ve egzersiz yapılmalıdır....

  Vitaminler hücresel metabolik reaksiyonlar için çok az miktarları yeterli olan, eksikliklerinde bazı sorunlara neden olan organik bileşiklerdir. İnsan vücudu tarafından ya hiç yapı...

Sağlıklı kahvaltı yapmak kilo kontrolünde anahtar role sahiptir. Öğün atlayarak kilo verilmez....

Taze sebze ve meyve grubundaki gıdalar vücut için kalsiyum, demir, magnezyum ve diğer bazı minerallerin, A, B, C, E, folik asit gibi vitaminlerin kayn...
E-Bülten Üyeliği


Sepetinizde ürün bulunmamaktadır
evde bakım evde bakım hizmetleri eczacıbaşı